Yıllar önce yazdığım bir notum ilişti gözüme, yıl 1994’te ben yazmışım
“Kokuşmuş bir düzenin saltanat içinde yaşayan sünepe üyesi olmaktansa, onurlu bir düzenin çileler çeken cefakar amelesi olmayı tercih ederim.”
Düşünüyorum da her halde o zamanlar bir şeylere baya bozulmuşum. O zaman dan, bu zamana neler değişti, kim bilir…
Gazeteciyiz ya ara ara şikayetler gelir bizlere. İmama kızan cemaatten, ilçe başkanına kızan teşkilatlardan ve daha nerelerden. Vatandaş imama kızıyor, toplanıp imza usulü ile gerekli mercilere şikayet etmiyor da, kendi aralarında fiskos fiskos imamı tartışıyorlar. Olacak şey mi, ama bizde böyle. Oysa hadisi şerif te ne diyor.
“Bir yerde yanlışlık görürsen elinle müdahale et, gücün yetmiyorsa dilinle müdahale et, ona da gücün yetmezse içinden buğuz et ve orayı terk et buda imanın en zayıf noktasıdır.”
Müslümanlar da maalesef adam sendecilik, bana necilik, korkaklık gibi bir takım hastalıklar baş gösterir olmuş maalesef. Parti teşkilatlarının bazılarında da aynı bu acziyetler var maalesef. Adam ilçe başkanı, ilçeyi çaktırmadan pasifize ediyor. Seçime girerken ya biz kaybeceğiz diye geveleyip, sahaya alacağız diye değil de, en az hasarla nasıl çıkarım mantalitesi güdüyor. Ama teşkilat suspus. Kendi aralarında hep şikayet, hep şikayet. Önüne gelince de başkanım, padişahım, devletlum sen bilirsin dercesine iki büklüm. O yüzden bu kafalarla ne bir yere varılır, nede bir söz var ya “Ne köy olur, ne Kasaba” aynen öyle işte.
Sözün özüne gelelim. Hani adamın biri demiş ya efendim senden Hz. Ömer’in adaletini isterim. O da demiş ki, sen Hz. Ömer’in sahabesi gibi ol da, bende Hz. Ömer gibi olayım.
Bende diyorum ki, yav adam Hz. Ömer gibi ol demekten de vazgeçtik,
bari onun sahabeleri gibi olmaya çalış…
Güncelleme Tarihi: 23 Temmuz 2010, 14:20