banner9
19 Kasım 2016 Cumartesi 23:58
CHP'den “Türkiye Nereye Gidiyor konulu panel“ büyük ilgi gördü.
banner10
"Türkiye Nereye Gidiyor" konulu panele Cumhuriyet Halk Partililer ve vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi.


Panelistler Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, Cumhuriyet Halk Partisi Parti Üyesi Ali Özgündüz, Sanatçı-Gazeteci-Yazar Orhan Alkaya, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkan Yardımcıları Yakup Yeter ve Sadettin Topal, Cumhuriyet Halk Partisi Disiplin Kurulu Üyeleri Tamer Vurun ve İpek Şahin, Cumhuriyet Halk Partisi Kartal İlçe Başkanı Erdal Kıskanç, Cumhuriyet Halk Partisi Kartal İlçe Başkan Yardımcıları Süleyman Güzel ve Özer Aydın, Cumhuriyet Halk Partisi Kartal Belediyesi Meclis Üyeleri Medet Kıskanç, Tuncay Şahan, Dila Damla Öner, Halil Şener, Yusuf Altay, Ataşehir İlçe Sekreteri Celal Yalçın, Mimar Oğuz Aykan çok sayıda partililer ve vatandaşlar katıldı. 


Panelist olarak ilk söz alan İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi konuya şöyle açıklık getirdi.

Sayın Bakanım, Sayın İlçe Başkanı ve sayın katılımcılar hepiniz hoş geldiniz. “Ana referandum 7 Haziranda olduğu için ne toplum ne halk olmalıdır. Bunun içinde bence partimizin öngördüğü gibi bir platform oluşturmalı bu platformda tüm demokratları tüm STK’ ları tüm bu durumdan rahatsız merkez sağdakileri, liberalleri, muhafazakârları kucaklayarak ortak bir yol yürümeli ve Ak Parti’ nin mağdur ettiği yığınların sesi haline yani % 50’ nin sesi haline dönüşmeliyiz. Çünkü bu hepimizin tarihe olan sorumluluğu dolayısı ile 12 Mart’ta 12 Eylül’ de en çok bedel ödeyen partiydik. Bugün de bedel ödemeye hazır olmalıyız. Çünkü çok zor bir yoldayız. Bunun bilincinde olmalıyız eğer ki bilişimin ve özgürlüğün partisi isek bizlere bugün düşen görev özgürlükçü demokrasinin gereklerini her alanda korkusuzca savunmak olarak düşmekte.

Emekten ve sosyal adaletten yana tavır alırken ne yoksulluk, ne baskı, ne ezen, ne ezilen insanca hakça bir düzen şiarıyla hep birlikte dayanışarak yola çıkmalıyız. Bu Ülkedeki karanlığı aydınlığa hep birlikte çevirmeliyiz. Sokaklarda daha fazla mücadele içinde olmalıyız ve umut verici, olmalıyız.


Bizim Masmavi Düşlerimiz Var


Çünkü düşlerimizde masmavi bir gökyüzü, dillerinde barış türküleri, Elele tutuşarak özgürlüğe kanat çırpan, gençlerimize sözümüz olmalı sözümüz var olabilmeli değerli dostlar. Bembeyaz bir gelecek hayal eden Berkin’in, Abdocan’ ın, Ali İsmail’ in, Ethem’ in, Mehmet Ayvalıtaş’ a bunlar dışında Selim Önder’ e, Zeynep Eryaşar’ a hepsine sözümüzü tutmalıyız. Barış içinde bir gökyüzü hayal eden Ankara’ da yitirdiğimiz canlarımıza Gözde’ ye, Eren’ e, Mehmet’ e, Umut’a, Kasım’ a sözümüz var değerli dostlar.

Biz bu yiğit gençleri gençler için kararlılıkla yürümeliyiz güneşe onlarla birlikte daha gür bir ses ile haykırıyoruz şimdi. Bitmedi daha sürüyor kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek. Onlara sözümüz var değerli yoldaşlar yeryüzü barışın yüzü oluncaya dek. Bütün yollar Denizlere, Hüseyinlere, Yusuflara çıkınca gökyüzünü Berkin kadar aşsak, kuşlar Abdocan kadar özgür, bulutlar Ali İsmail kadar bembeyaz olunca kazanacağız ben buna inanıyorum. 

Cumhuriyet, Hürriyet ve demokrasi inancında birleştiğimiz vakit biz olduğumuz vakit kazanacağız. Toprağa düşen bütün fidanların önünde anılarına saygı ile eğilirken bu topraklarda alın terinin hakkını. Barışın aşkını, adaletin zaferini özgür bir geleceği dalgalandırmak için durmayacağız diyorum. Mücadeleye devam edeceğiz. Sol memenin altındaki cevahiri karartmadan yolumuzu yürümek dileğiyle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Üyesi Ali Özgündüz mikrofon alarak şunları dile getirdi.

“Sayın Bakanıma teşekkür ediyorum. Sayın İlçe Başkanım, değerli il yöneticilerimiz, il disiplin kurulu üyelerimiz, ilçe yöneticilerimiz, meclis üyelerimiz, diğer ilçelerden gelen dostlarımız, kadın kolları, gençlik kolları ve siz değerli partililerimiz hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum hoş geldiniz.

Hafta içi olmasına rağmen bugün burada olduğunuz için sizlere çok teşekkür ediyorum. İlçe başkanımıza ayrıca teşekkür ediyorum. Kartal benim için ayrı bir özelliğe sahip bir ilçe burada olduğum için söylemiyorum bunu Erdal başkan ve diğer arkadaşlarda bunu bilir. Kartal ilçeyi hep önemsemişimdir. Çünkü kartal çok iyi çalışıyor, özellikle sosyal medyada çok iyi ben bunu genel merkezde bile dile getiriyorum. Son zamanlardaki konferans ve panellerle de örgütü diri tutuyorsunuz. Özellikle ilçe başkanımızın şahsında Kartal’ ı tebrik ediyorum.

Değerli arkadaşlar aslında siz biliyorsunuz bu ülkenin geleceğine kafa yoran, endişe duyan, düşünen aydınlık insanları siz zaten izliyorsunuz. Türkiye aslında genel başkanımızın da dediği gibi 12 Eylül’ den beter bir süreç yaşıyor. 12 Eylül’ ü gördük yaşadık ben o zamanlar lisede okuyordum. 12 Eylül’ de bu kadar insan, bu kadar Kamu görevlisi işten atılmamıştı. Bu kadar insanın üzerinden tabiri caizse silindir gibi geçilmemişti. Çoluk çocuk açlığa mahkûm edilmemişti.


Ak Parti Fetö' dür


Cumhuriyet gazetesinde Ali Sirmen tutuklu idi başka bir isimle köşe yazısını yazıyordu. Şimdi Cumhuriyet gazetesi kendi içindeki bir meseleden dolayı basın susturuluyor. Özgür basın falan diyoruz ya işte darbeyi engelledi. Az önce sayın bakanım girişte söyledi özgür basın falan yok arkadaşlar kimse kendini kandırmasın. 3 tane televizyon ve 3 tane gazete var özgür olan başka bir şey yok. Hepsi teslim olmuş sayın bakanımın dediği gibi önceden bizi çağırıyorlardı televizyonlara şimdi çağırmıyorlar. Gelirsin ama Ak Partinin ağzı ile konuş bütün suçu günahı fetö denilen ( düne kadar Ak Parti’nin ortağı) adama yık ama Ak Partiye dokunma. İyi de arkadaş bu fetö dediğin yapı sensin zaten yani Ak Parti fetö’ nün siyasal kuruluşudur.

Bürokraside, literatürde orda burada sen bunları yerleştirdin. Onlarla birlikte kol kola değil birliktesin aynısın etle tırnak gibisin. Fetö denilen bir şey yok ki Fetö sensin zaten. E şimdi sana dokununca efendim yok diyor Ak Parti bana dokunmabana ihanet ettiği günden itibaren başla. Bu” neye benzer karı koca yıllarca mutlu yaşarlar bir tanesi yıllar sonra ihanet eder ötekine boşanma davası açarlar. Her şeyi mahkemede ortaya dökmeye başlarlar eşi derki bu adam bu tarihte cinayet işledi. Farkında değil birlikte işlediler o suçu hayır diyor karşı taraf bunu diyemezsin boşanma davası açtığımdan bu tarafa bakarsın. Geriye dönüp bakamazsın neden kardeşim hesap ortada.

Yani 17-25 te sana dokundu peki 17-25 ten önceki Ergenekon balyozu ne olacak. Orada birlikte iken suç işlerken ha yok ona dokunma benim hırsızlığımı ortaya çıkardı. Bu saatten sonra biz düşmanız o tarihten sonra o yapıyla irtibatı olanlara gel hesap ver diyor. Ama başka bir şey daha diyor bunu fırsat biliyor. Yani 15 Temmuz girişimini ki oda kirli bir plandır kirli bir kalkışmadır. Hesaplanmış bir plandır yok demiyor vardır. Fetöcü nato’ cular da işin içindedir. Fetö kim fetönün boyunu aşar bu işler. Nato’ cularla fetö zaten o demek. Nato’ nun ABD’nin kullandığı bir unsurdur. Hatta geçmişte Mit’ in kullandığı bir unsurdur arkadaşlar. Kominizm öncü derneklerini kurduran kimdi. O tarihte o işe yarıyordu ebugün de birilerinin işine yarıyor. Aynı ekoldür nedir bunların amacı Atatürk Cumhuriyetine karşı bir yapılanmadır.


Amerika Emperyalizmine Bağımlı İslam

Tam bağımsız Cumhuriyet yerine Amerikan emperyalizmine bağımlı uyumlu İslam direnen değil teslim olmuş bir İslam anlayışını bu ülkede hâkim kılmak içindir. Zaten bu hareket aynıdır memba aynıdır amaç aynıdır. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan söylemedi mi aynı hedefe doğru yürüyen farklı yollardan giden iki kol doğrudur nedir o hedef? Atatürk Cumhuriyetinin yerine dediğim gibi Amerika’ya teslim olmuş.

Osmanlının devamı olan uyumlu siyasi İslam düzeni amaçları bu. Bunu gerçekleştirmek için bütün fırsatları kullanıyor Ak parti siyaseten. Yeri geldiği zaman PKK ile kol kola giriyor Atatürk’e küfrettiği zaman onunla da kol kola giriyor yeter ki Atatürk Cumhuriyetine düşman ol.

Yeri geldiğinde fetö ile, ABD ile, Suud’la herkes ile kol kola giriyor. Yeter ki o tam bağımsız çağdaş Atatürk Cumhuriyetini yıkalım. Yıkmak için kumpas kuruyor Ergenekon balyozu ne idi milli ordu unsurlarının tasfiyesi idi. Amerikalılar değildi ki Natocularla birlikte bu şu an kendisine darbe yaptı diyorlar ya bunları buraya yerleştirmek için o unsurları tasfiye ettiler.


Binlerce Halk Mağdur

Yüksek Askeri Şura kararlarında kimin imzası var. Tabii bunların daha önce MGK kararı 2004’te demiyor mu? Böyle bir yapı var. Yok diyor biz uygulamadık. Ha şimdi geldiğiniz noktada bunu fırsat bilerek kamuoyu içindeki çağdaş, Atatürkçü, Sosyal Demokrat, sol, solcu işte binlerce eğitimsen üyesini tasfiye ediyor. Bize binlerce yapılan müracaat var bu yapı ile hiçbir alakası olmayan. Bu yapılan uygulamadan dolayı binlerce emniyet görevlisi, binlerce hâkim, savcı arkadaşımız mağdur durumda kaldı. Öğretim üyeleri, yazar, çizer, öğretmen mağdur ediliyor. Şu anda dünyada Türkiye gazetecisi içeride olan ikinci ülke birincisi Çin’den fazla gazetecisinin içeride olduğu bir ülke haline geldik.

Rektör atıyor adam Boğaziçi gibi bir üniversiteye ülkenin Türkiye cumhuriyetinin tabiri caizse dünyada ki markalarından birisidir Boğaziçi Üniversitesi buraya seçime girmeyen birini Ak Partili bir Milletvekilinin kardeşini rektör olarak atanıyor. Neden? Dün Boğaziçi’ nin yapılanlar karşısında sesi çıkmıyordu bana dokunmayan yılan bin yaşasın misali, hani bir sloganımız vardı ya susma sustukça sıra sana gelecek. Sustun sustun şimdi sıra sana geldi bir gün gelip sana dokunuyor. Faşizm böyle bir şey. Şu anda Ülke Nereye Gidiyor sorusu ülke felakete gidiyor, ülke faşizme gidiyor Sayın Bakanım. Adım adım faşizm güçleniyor aslında faşizan bir yönetim zaten var. Totaliter bir rejim zaten var bu daha da güçleniyor. Totaliter rejim yani tüm yetkilerin tek elde toplanması demektir. Kimseye hesap vermeyen bir rejim demek. Şu anda bütün yetkiler kimde hükümet falan var mı? Allah aşkına Binali Yıldırım kim? O tek adamı çekin bakalım Binali Yıldırım yarın gelsin seçime gidelim bu yarışa girebilir mi?


Ak Parti Kim?


Ak Parti kim? Ak Parti diye bir şey yok ki. Adam diyor ki istifa ediyorsun kardeşim düne kadar ben buralı değil miydim? Davutoğlu’ nu görevden aldığı zaman ben bir tweet attım. Dedim ki buna şaşırmayın Davutoğlu sarayda bir görüşme yapıp ardından saray çıkışı istifa etti. Ben o zaman kendi hayalimde bir diyalog kurdum. Şunu yazdım Cumhurbaşkanı Davutoğlu’nu çağırdı dedi ki hoca sen ne yapıyorsun böyle? O da dedi ki Sayın Cumhurbaşkanım ben Başbakanım dedi ki ne Başbakanı hoca sen Üniversite Öğretim Üyesi değil miydin? Evet, ben seni geldin dışarıdan Bakan yaptım mı? Evet, sonra seni Milletvekili yaptım mı? Evet, sonra Başbakan yaptım mı? Evet, eee sen kendini Başbakan mı zannediyorsun. Şimdi görevi iade edeceksin kongreye gideceksin. Peki, efendim emredersiniz dedi ve gitti. Böyle tahmin etmiştim kendi hayalimde ve bunu da yazdım. Ee bu böyle şimdi de Binali’ yi getirdi. Yarın Binali Yıldırıma dese ki gel arkadaş görevi iade et etmeyecek mi? Berat’ı damadını Başbakan yapıyorum dese olmayacak mı? Demek ki ne partisi ne organı öyle bir şey yok arkadaşlar tek adam yani totaliter rejim budur işte. Bütün yetkilerin totalde bir elde toplandığı ve kimseye hesap vermeyen bir adam. Durum bu mudur? Tespit budur.


Peki, bu bir adamın peşine bütün ülke takılmış nereye gidiyoruz?


Türkiye nereye gidiyor felakete gidiyor uçuruma gidiyoruz. Buna dur diyecek kim var arkadaşlar. Dur diyecek siz varsınız biliyor musunuz? Bu saatte hafta içi işini gücünü bırakıp bu soğukta buraya gelen ülkenin geleceği için endişe duyan bu ülkenin aydınlık insanları sizler dur diyeceksiniz. Cumhuriyet Halk Partisi demek siz demek bu ülkenin aydınlık çağdaş insanları olarak sizler dur diyeceksiniz. Birileri diye bir şey yok arkadaşlar birileri sizlersiniz, birileri bizleriz, birileri buradakilerdir, birileri bizlerin örgütleyeceği bizim gibi düşünen insanlardır.


Atatürk'ü Bile Ziyaret Edemediniz


10 Kasım’ da Atatürk’ ün huzuruna çıkacağım milletimle birlikte dedin mi? Saat 3’te genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları ile birlikte Ata’ mızın huzuruna çıkacağız. Ordu millet el ele diyeceğiz dedin mi? Gittin saraya fırçayı yedin yok gidemiyoruz dedin. Yazıklar olsun! Bunu diyebilir misin sen istifa edeceksin. Dolayısı ile kimse oralardan bir şey beklemesin. Ordu’ da biziz Cumhuriyeti kuran ve koruyacak rejimi kurtaracak bu Ak Parti belasından da ülkeyi kurtaracak olan da Cumhuriyet Halk Partisidir, biziz ve sizlersiniz bunu böyle bilesiniz.

Tespit şu Ülke iyi değil Ülke nereye gidiyor? Ülke kötüye gidiyor Ülke diktatörlüğe gidiyor hak ihlalleri, yargı yerle bir, işsizlik, çocuk istismarı, toplumsal kutuplaşma, topluluğun çatışmaya kadar gitme ihtimali falan. Bunu ister mi Ak Parti ister aslında zaten Ak Parti toplumu kutuplaştırarak, cepheleştirerek iktidarını sürdürüyor. Keskinleştiriyor yani bizi de bir yere itiyor. Biz o oyuna gelmeyeceğiz onun umurunda değil çünkü o zaten bu rejimi yıkmak istiyor. O toplumsal çatışma olsun, karışıklık olsun o kafasındaki tam rejimi koysun.

Nasıl 15 Temmuz’ u fırsata çevirdiyse nasıl bundan nemalanıyorsa yarın da bir toplumsal karışıklıktan bu şekilde nemalanmak istiyor. Ha bu demek değildir ki Ak Parti’ nin yaptıklarına biz yol vereceğiz. Hayır, dur diyeceğiz elbette ama o çatışmaya girmeyeceğiz.


Ülkemizi Kara Kışa Teslim Etmeyeceğiz


Bu ülkenin Kürt’ü, Türk’ü, Alevi,’ si, Sünni’ si de bugün için Ak Partiye, Milliyetçi Hareket Partisine, Cumhuriyet Halk Partisine ve HDP’ ye oy veren bütün hepimiz kardeşiz. Bir tek ülkemiz var hepimiz birlikte yaşayacağız diyeceğiz. Bizi kutuplaştıran ben şeye benzetiyorum hani kışın doğuda zemheri kar boran olur ya bu dönem bir zemheri, fırtına, kar, borandır bu kardan, borandan ülkeyi kurtaracağız.


Ama birlik içinde çatışmadan çünkü yarın tekrar birlikte yaşayacağız. Aksi takdirde az önce de Sayın Bakanım söyledi Irak gibi oluruz. Olmaz demeyin olabilir çatışma ortamına girilirse o saatten sonra artık akıl bir kenara bırakılır. İnsanlar duygu ile hareket ediyor Allah korusun bir kan dökülmeye başlanırsa bu işi kimse durduramaz. Bunlar da altında kalır ama artık ağzımızın tadı bozulduktan sonra birbirimize düşman olduktan sonra artık ülkede o olmuş bu olmuş bununda bir anlamı olmayacaktır diye düşünüyorum. Umutsuzluk vermek istemiyorum umut sizsiniz. Geçen gün Parti Meclisinde de konuştuk Genel Başkanımızın bir isteği var evet sokağa çıkalım ama sokağa çıkmaktan kastı sokağa çıkıp bağırıp çağırıp pankart açıp miting yapalım değil. Sokakta örgütlenelim girmediğimiz mahallelere evlere girelim onları da safımıza çekelim. Sokaktan kast ettiğimiz budur ve bunu sizlerden rica ediyor. Partili olmakta budur şu aşamada Sayın Bakanımızın da dediği gibi artık o oldu bu oldu zamanı değil. Hep birlikte ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği için hep birlikte mücadele etme zamanıdır.


Hodri Meydan Gelin Sandıkta Yarışalım

Seçim zamanı birbirimize rakip olalım, yarışalım, koşturalım ön seçime girelim ya da başka türlü yarışalım o başka bir şey o iş bitti mi bitti. Ülkemiz ve partimiz adına bu mücadeleyi vermemiz gerekir o kanaatteyim ama bir eksiğimiz var. Gençlerin olmadığı kadınlarımız var onlara teşekkür ediyorum. Fakat gençlerle ilgili sıkıntımız var. Gelmeden önce Sayın Bakanımız ve Orhan Bey ile oturup bir çay içtik. Orada bir tahminde bulundum burada bu salonda %5 genç ya olacak ya da olmayacak dedim. Ben çok iyimser bir tahminde bulunmuşum. Şimdi gençleri katmamız lazım neden gençler yok kusur bizlerde onu da söyleyeyim ben gençlere kusur bulmuyorum. Demek ki gençlere umut veremiyoruz gençleri buraya çekemiyoruz. Dolayısı ile gençleri buraya getirmenin bir yolunu bulmalıyız. Gençlerin ve kadınların olmadığı hiçbir hareket başarılı olamaz. Gezi de bu iktidara dersler veren o gençlerdi bu kadınlardı. Yeniden onlarla birlikte omuz omuza bu iktidara bu Ak Partiye inşallah bu sefer sadece tokat atmayacağız tekmeyi basacağız ve ülkenin başına bela olmaktan kurtaracağız diyorum. Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Son olarak mikrofonu alan Sanatçı- Gazeteci-Yazar Orhan Alkaya şunları dile getirdi.


Ben hepinize değerli zamanınızı bizlere ayırarak buraya geldiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Türkiye Nereye Gidiyor sorusuna nereden bakarsanız oradan cevap verebilirsiniz. Bir aralık var genel olarak resim tepetaklak gidiyoruz şeklinde zuhur buluyor olsa da pek öyle de değil. Tarih bize o tepetaklak gitmelerin önlenebileceği pek çok imkânı ve enstrümanı da işaret eder ve gösterir. Oralardan bakabiliriz az önce aziz dostum Mustafa Kul’un başlangıç konuşmasında söylediği anket sonuçları hayata geçerse yani Ak Parti %38 lere gerilerken Cumhuriyet Halk Partisi %32 lere doğru ilerlemekte ise biz korkmayalım tedbirli olalım ama korkmayalım durum gayet iyi demektir.

Hatta bunu buradan alıp çok daha ilerilere götürebiliriz. Çünkü böyle bir seçim anketi eğer doğru ise bu yönde bir hareketlilik olsa dahi bunu çok basit görmek mümkündür. Biz ne durumdayız önce bunu konuşmamız lazım. Tünelin ucundaki ışık görünüyor yani ne demek bu mevcut siyasi erk sürdürülebilir politikalar üretemez hale geldikçe artık bu döngüden çıkış için imkânlar görünüyor. Sonra şu söylenmeye başlandı tünelin ucunda ben bir şey görüyorum da acaba o çıkıştaki ışık mı? Yoksa gelmekte olan trenin ışıkları mı? Kafa kafaya çarpışacak mıyız? Buralarda henüz moraller hafif hafif bozulmaya başlamıştı.


Gerçekçi Olalım Tarih Yok Olan Devletle Yazılan Bir Hikayedir


Bugün ise ülke safında sadece muhalefet pozisyonunda yer alan, sadece demokrasiyi, özgürlükleri, barışı, adaleti savunmakta olan insanları için değil toplumun büyük bir kesimi için felaket algısı yerleşmiş durumda. Her iki durumda da iyice analiz edilmesi gereken bir problem var. Biz buradan çıkarız özgüveni pek yeterli olmayabilir ya da Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır dememiz de kafi olmayabilir.


Gerçekçi olalım tarih yok olan pek çok uygarlıkla, kültürle, devletle yazılan bir hikâyedir. Cumhurbaşkanlığı forsunda bile minimum 16 yıldız var sonradan artırıldı. Bu ne demek bir o kadar devlet yıkılmışta buraya gelmişiz. Bu özgüven sıkıntılı bir özgüvendir sizi hareket etmekten hayata müdahil olmaktan alıkoymakta ise ama şu da büyük sıkıntı her şey bitti yandık mahvolduk felaket bu ülke düzelmez. Zaten bu insan maddesi ile hiç bir şey olmaz bu madde problemli maddedir. Burada yapacağımız en iyi şey nedir? Alışkanlık icabı direnelim yok öyle bir şey. Hedef olmalı biraz yol haritası çizmek gerektiğini düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi 2. En yüksek tabanına en yüksek oy potansiyeline sahip siyasal partisidir. Çok ciddi olarak kendi yol haritasını somutlaştırmak durumundadır.

Evet, güzel sözler var sokağa çıkalım ama sokağa çıkmak büyük bir örgütlenme tabi ki. O yüzden bir siyasi parti yöneticilerinin yanında onlara şunu yapın bunu yapmayın demeyeceğim. Zaten bir çok örnekler var önce dinlerler sonra hiç umursamadıklarını gördüm. Türkiye’nin bugünkü siyasi neticesinde payı olduğunu düşünüyorum. Nedir bunlar 3 tane seçim yaşadık yerel seçim, cumhurbaşkanlığı ve ardından genel seçim her 3’ ün de de en üst yönetim kademeleri ile fikir alış verişinde bulundum. Benimle görüşmek istedikleri için görüştüm yoksa ben Cumhuriyet Halk Partisi üyesi değilim. Sadece kültür ve sanat komisyonunda bir dönem danışmanlık yaptım o kadar. Şimdi bu seçimler ve buralarda yönetilen politikalar iyi analiz edilmediği takdirde yarın çok daha güçlü olan otoriter yan karşısında yeterince doğru ve gerçekçi politikalar üretmekte zorlanılabilir.


Gezi Direnişi Özgün ve Özgür Bir Direnişti


Yerel yönetimler gezi hareketinin gezi direnişinin hemen akabinde cereyan etti. Gezi direnişi son derece bütün dünya direnişleri ölçeğinde söylüyorum. Özgün ve özgür ağırlığı olan bir hareketti son derece spontane gelişmesi kendi dilini ve enstrümanlarını üretmesi kendi fren mekanizmalarını üretmesi çok önemli bir şey idi. Hareketin yozlaşmasının önlenmesi içeri giren muazzam bir alkol servisi başlamıştı bir ara bunun önlenmesidir. Küfürlerin silinmesi özellikle çöplerin toplanması muazzam bir mekanizma üretti kendi içinde. Şimdi bu hareket çok büyük bir güç ve yardımda dağılma risk tuttuğunda dâhiyane bir model çıktı. Abbasağa da başladı park forumları doğrudan demokrasi forumları idi bunlar. Naçizane ben bu konu ile ilgili fikrimi defaten söyledim. Bu formların temsilcileri yerel meclislerde yer almalı. Yani İstanbul’u alalım çok önemli formlar var İstanbul’ da Abbasağa, yoğurtçu, beylikdüzü doğrudan demokrasi deneyimi geçirmiş olan bu formlardan yerel meclislere kotalı temsilci seçilmeli. Şimdi bu muazzam bir özgür ağırlığını üretmiş gezi direnişinin akabinde olağanüstü bir etki yaratacak bir öneri idi hala inanıyorum ama bir şeyi engellerdi. Meclis içi değişik siyasi partilerin meclis dışı uzlaşmalarında problem yaratırdı.


Cumhurbaşkanlığı seçimi iki turlu bir seçime girdi Türkiye iki turlu bir seçimde 1. turda alma ihtimali olan tek aday var 4 partinin adayı katılabilecek maksimum ve bu 4 partiden 2 tanesi arasında antagonizma uzlaşmaz bir çelişki var. 3 partinin ikinci turda aynı adaya yönelmesi “ya da Fransız le pen ve jack chirac son tura kaldıklarında bütün Fransız solu katile değil hırsıza slagonuyla chirac’a oy verdiler ve onu seçtiler Le pen’ i seçmediler” ne idi slogan “katile verme hırsıza ver” bu ancak ikinci turda verilebilir birinci turda değil.


Zaten ikinci turda kazanma şansını ortadan kaldıran bir politika ürettiniz bu ne demek çok büyük bir siyasi yanlışla Anayasa değişmeden Cumhurbaşkanının seçilmesi konusunda meclis karar almış. Bu kararı ancak revize etmenizin yolu demokrasi rotasından çıkmamasını sağlayacak bir seçimi hayata geçirmekti. Sonunda yaşanan genel seçim meselesine hiç girmeyeceğim hep birlikte yaşadık 7 Haziran seçimlerinde istikşafi görüşmeler masadan kalksın denilmedi istendi ama bunun için 32 gün harcanmasına da gerek yoktu.


Muhtemelen Mart ya da Nisan Ayında Referandum Yapılacak


Sevgili Cumhuriyet Halk Partili dostlarım çok kısaca bunlara dokundum sadece yarın çok kısa bir zaman dilimi içerisinde muhtemelen Mart ya da Nisan ayında Türkiye referanduma gidecek bu referandumun konusu kader tayin edecek kadar önemli. Türkiye bir Cumhurbaşkanı ya da bir Başkan seçecek henüz bilmiyoruz. Ama şimdi akan bir habere göre Devlet Bahçeli Başkan Yardımcısı olacak diye bir bilgi akmış.  Önümüzde kısa bir zaman dilimi içerisinde toplumsal muhalefetin demokrasi özgürlükler rejimini yeniden inşa etmek için oldukça geç uç bir imkân var.


12 Eylül En Büyük Felaketti


Bu imkânın içinde nasıl örgütleneceğiz yani Türkiye’ yi yeniden demokrasinin ortasına çekecek olan o hamle hakkını nasıl oluşturacağız. Bunun bir tek yolu var şu anda içinde bulunduğumuz o durum o ruh hali vesait travması izlenimi uyandırıyor. Bu şöyle bir şeydir gerçekçi olalım Türkiye’nin tarihinde ki en büyük felaket bu olabilir ama biz bunu daha henüz bilmiyoruz. Ama 12 Eylül en büyük felakettir ne o liberal ekonomik rejimi hayata geçirmek için yapılan o korkunç darbe bütün kurumları çökerten o korkunç darbe bu günlerin başlangıç noktası ama şöyle bir alışkanlık var mı? Tabi ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk benimde soyadımı veren adamdır. Bizim canımız, gözbebeğimiz, ufkumuz ve asker ama ilk yaptığı şey sivil giyinmek olmuştur sivil rejime geçildiğinde. Ama toplumda şu vardır sıkışırsak gelir asker abim halleder meseleyi bize bir şey olmaz. O bize bir şey olmaz 60 yılında bir türlü yürüdü enteresan bir anayasa çıktı. Yani dünyanın en uzun anayasalarından biri ve gerçekten demokratik prensiplere açısından çok gelişim bir anayasası çıktı 60 rejiminin içinden bir facia çıktı siyasi idam bir facia idi 71 ara rejimi çıktı 80 felaketi çıktı.

Şu anda 84 bin kamu görevlisi ihraç edilmiş durumda ben 1402 sayılı sıkıyönetim kanunuyla atılanlardan biriyim. 5 binin altında idi atılanlar bütün 12 Eylül döneminde işten çıkarılan kamu görevlisi 5 binin altındaydı şu an da bu rakam 84 bin bu konuyu kapatmadan şunu belirteyim benim ve birkaç arkadaşımın avukatı merhum Orhan Apaydın idi. Muazzam bir savunma yazdı Orhan ağabey geçmişe doğru bütün haklarımızı ve maaşlarımızı alarak geri döndük. 9 sene sonra o ayrı bir şey ama döndük.


Neredeyse Atatürkçü Olmaya Yakınım Demiş


Hükümet bir kararname çıkarttı tam o dönemde 1402 sayılı kanunla işinden atılanlar bir kereye mahsus olmak ve geriye dönük haklarını talep etmemek üzere işlerine geri dönme konusunda bir kararname çıkardı. Şu anda ki 84 bini mali yükünü insani yükü korkunçtur o ayrı hesaplamak bile faizler devreye girecek seneler sonra akıl almaz bir sonuç doğuracak. Şimdi askeri vesayeti özleyen arkadaşlarımız oluyor kendi aramızda konuştuğumuzda en son tanık olduğum rahmetli Altan gerçekten farklı görüşleri savunduğumuz olmuştur ama sevdiğim bir arkadaşımdı. Onun bir yazısını okudum Cumhuriyet Halk Partili Milletvekillerini yaptığı ziyarette söylediği bir şey “neredeyse Atatürkçü olmaya yakınım” demiş. İşte bu felaketin başı iyi bir şey değildir neredeyse Atatürkçü olacağım demek. Çünkü dünya görüşün o değil ama öyle kötü bir şey yaşıyorsun ki, öyle bir hukuksuzluk yaşıyorsun ki vesayeti bile özler hale geliyorsun.


Türkiyede Antidepresan Kullanımı Arttı


Türkiye’ de siyaset tıkandığı zaman siyasetçiler çözsün asker gelip çözmesin çözemediği zaman da vah vah gitti asker biz zaten naçarız çaresiziz biz hiçbir şey yapamayız. Siyasal bilinçsizliğinden toplumca çıkmanın yollarını bulalım. Bu olmadığı takdirde savrulup duracağız ruh hastası insanlar haline geleceğiz. Çünkü bu günün Türkiye’ sin de ruh hastası olmaktan daha kolay hiçbir şey yok. Öyle şeylerle karşılaşıyorsun ki söylenen şeylerle mesela bir tane gazeteci yazmış havuz gazetecisi “bize ne dolar’ dan Amerika düşünsün” onu takip eden biri de şunu yazmış “ya biz Türk lirası kullanıyoruz bize ne dolar” demiş. E kardeşim sen şu anda fakirleştin farkında değilsin ama sen %20 fakirsin şu anda düne göre ama bu zihin yapısı ile karşı karşıyayız. Sürekli yalan söylenecek Lozan’ la ilgili bile yalan söylenecek en basit tarih kitaplarının yazdığı Lozan görüşmeleri ile ilgili tarih göz göre göre çarpıtılacak. Yalan üstüne yalanlar söylenecek ve siz de normal kalacaksınız. Antideprasan kullanımı 26 milyona çıkmış bir ülkede normal kalmak mümkün mü ben bile kullanmaya başlayayım diye düşünür hale geldim.


Yolumuzu çizmek için geçmişteki yolumuza biraz bakalım kendimize de kıymayalım biz çok kıyıcıyız. Bizden biraz farklı olan herkesi hemen itip kakıyoruz. Yani ona ocu, buna bucu diyoruz, şuna şucu diyoruz sonra dımdızlak kalıyoruz. Yarın bir gün tehdit büyürse birbirimizi ne kadar sevdiğimizi anlayacağız. Ama işler biraz daha yolunda iken birbirimizi ne kadar sevdiğimizi unutmamayı öneriyorum. Çok taze bir olaydan bahsetmek istiyorum.

İki gece önce bir eve baskın düzenlendi. Gece saat 3’ te kapı çalıyor ve polisler eve geliyor. İsimsiz bir ihbar var sizi aramış arkadaşlarım bulamamışlar. Sağlığınızdan endişe ettik onun için geldik. Başka bir olay daha aktarayım Denge TV bir Kürt kanalı üst düzey röportajlar yapan birisinin de istihbaratçı olduğu ortaya çıktı. Yani çok tehlikeli günlere doğru gidiyoruz. Bunların hiç biri basit alametler değil.


Tübitak'ı Ele Geçiremezsiniz

Türkiye sanat kurumu adında bir oluşum Devlet Tiyatrosu ve Devlet Opera Balosu da dâhil olmak üzere bütün sanat kurumlarını, yerel yönetimlerin tiyatrolarını bir fon havuzuna bağlayacak üst kurum. Bu kurum çıkışı ile beraber Devlet ve Kültür Bakanlığına bağlı bütün sanat kurumları merkez dışında kapatılacaktır. Yani Ankara’ da küçük birimler olarak kalacaklar ama merkez dışı tamamen kapatılacak. Biz yıllardır bununla mücadele ediyoruz. Değişik zeminlerde enteresan olanda şu karşımıza nitelikli bir tasarı hiçbir zaman çıkmıyor. Ama hep müsteşarlar çıkıyor o konuşmalara hep müsteşarlar katılıyor. Müsteşarlarla biz tartışıyoruz ama en son noktaya geldiğimiz de e canım yok ki öyle bir şey zaten diyorlar. Böyle bir tehlike var mı? Var tabi ki hiçbir biçimde bütünüyle ele geçirilmesi mümkün olmayan yerler vardır. Yani siz TÜBİTAK’ı darmadağın edersiniz ama ele geçiremezsiniz. Eğer yaradılış teorisine inanıyorsanız. Evrime inanmıyorsanız TÜBİTAK’ ı mahvedersiniz ama yine de elde edemezsiniz. Sanat durumları içinde bu geçerli yani sanat insanın en büyük çaresizliği olan ölüme karşı adeta bir ilaçtır bir hayat ilacıdır.

Mümkün değil eğer sizin bütün organizasyonunuzu macera üzerine kuruyorsanız. Burada uzlaşma sağlayamazsınız mümkün değildir. Bale ile falan sağlayamazsınız çünkü belden aşağı diye bakıyorsun sen dünyanın en zor mesleğine. Böyle bir kanun bu günlerde çıkabilir mi? Bugünlerde üzerimizden bir buldozer geçiyor adeta o arada çıkar mı umarım çıkmaz. Çünkü bu kurumların kurulmaları çok zordur. Kuruldukları zaman kendi içinde oluşturdukları o gelenek son derece önemlidir. Koptuğu zaman bir daha yeniden yapmak kat kat çaba, emek ve enerji ister. Bir balet bir balerin yaz tatiline gider 29 gün yaz tatilinde keyif yaptıktan sonra doğrudan provaya girerse ertesi gün sakat kalır. Her gün egzersiz yapmak zorundadır dans ettiği sürece her gün, bir operacı, bir şancı, bir enstrüman, bir müzisyen bunun çalışmalarını son derece zor ve meşakkatli çalışanlardır süreklilik gerektirir bir kopukluk olursa çok fena.


Vibrasyonu Olmayan Bir Yapının Korozyona Uğraması Kaçınılmazdır

Ak Parti konusunda üzülerek söylemeliyim bundan üç dört sene önce bir yazı yazdım çok az zaman kaldı. Isıtılmayan, soğutulmayan, havalandırılmayan içinde yaşantı olmayan yani vibrasyonu olmayan bir yapının korozyona uğraması kaçınılmazdır. Bu süre 2008’ in 30 Mayıs gününden beri devam ediyor o tarihte o zamanın Kültür Bakanı Ertuğrul Günay AKM deki bütün birimlerin boşaltılması talimatı verdiğinde ben genel sanat yönetmeni idim İstanbul Şehir Tiyatrolarında AKM’ nin programındaki uluslararası tiyatro festivali oyunlarını kendi tiyatrolarımıza dağıttık. Öyle ki apar topar boşaltıldı. Çok net olarak söylüyorum o dönemde yapılmış hiçbir projede yoktu. Bugün 2016 o binanın bu hali ile kurulması yıkılıp yeniden yapılmasından çok daha masraflıdır. Eminim burada bu işleri çok iyi bilenler vardır. Keşke korunsa ama artık çok zor AKM’ nin mevcut hali ile korunması çok büyük kabahatler yapıldı orada 2010 yılında Kültür Bakanlığı içinde bütçe ayrılmıştı.


Kaçıncı Yüz yıldasın


Çok basit nedenlerde benim uygun bulmadığım nedenlerden projeyi gerçekleştiren mimar Hayati Tabanlıoğlu’nun oğlu ve gelininin bir projesi idi. Son derece iyi mimarlardır o projeye itirazlar oldu. Mahkemeye taşındı olay mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı çıktı bütçesi onaylanmış bir proje olmasına rağmen durduruldu. Durdurulması belki iyi niyetle oldu ama bir felaketin altında parmak izinizin olmadığı anlamına da gelmeyebilir. Şu anda AKM için durum zor ama ne yapmak istediklerini anlamıyorum. Bir tek o gezi döneminde oraya ne güzel oraya bir barok opera yapacağız diyordu.


Yahu barok nerde kaldı kaçıncı yüzyıldasın sen o kadar süslü olması şart mı? Her şey bu kadar süslü mü olmalı? Yani tutamazsan kendini lomlom lupo yap kardeşim çok önemli çok özgün bir dönem mimarisi idi. Yazık olacak gibi görünüyor. Şu anda belki şu yapılabilir bir anda önümüz aydınlanırsa yahu burası 30-35 milyona değil de 80-90 milyona çıksın ama biz bu binayı baştan aşağı askıya alalım orijinal hali ile Hayati Bey’in yaptığı haliyle restore edelim. Buda bizim hayat sevincimiz olsun, gururumuz olsun onun içinde zannediyorum mart ya da nisan yapılması kaçınılmaz olan referanduma iyi hazırlanmamız lazım iyi bir referandum sonucu ile AKM’ yi de kurtarabiliriz belki. Hepinize teşekkür ederim." diyerek sözlerini sonlandırdı.





Kaynak; Görüşhaber Gazetesi 

Son Güncelleme: 22.11.2016 01:43
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner27