Vefa insanı Sultan eder.

İstanbul'da "Vefa Sultan Hazretlerini" bilmeyenler çok şeyler kaybetmişlerdir diye düşünüyorum. Orta çağı kapatıp, yeni çağı açan bize bu Cennet İstanbul'u armağan eden Fatih Sultan Mehmet Han'ın ziyaretine gidipte ret edilip kapısından döndüğü Veli var ya, işte o zat Vefa Sultan'dır. Vefa çok kıymetlidir. Nasıl ki altının kıymetini sarrafı bilirse, Vefatının kıymetini de gönülden dost olanlar bilir.

Neden kıymetli olan 'Vefa' konusu ile yazıma başladığımı siz okurlarımıza anlatmak istiyorum bu yazımda. Gazetecilerin duayeninden olan Necmettin Sezen abimiz bir yazı kaleme almış. Onun gibi usta bir gazeteci ancak bu yazıyı bu kadar mükemmel kaleme alabilirdi. Ortak bir dostumuz olup benim için çok kıymetli olan bir ağabeyimden isim vermeden yazısında bahsetmiş. Okur okumaz hemen tanıdım. Yazısında geçen kişinin Dostluğun, Vefanın simgesi olan ağabeyim olduğunu hemen anladım.

Necmettin abinin bahsettiği kıymetlimizi size anlatmaya yada yazmaya kalksam Necmettin Sezen kadar güzel anlatamazdım. 

'Vefa' ve 'Dostluk' kavramları günümüz insanlarına maalesef sadece bir masal gibi gelir. Ancak Necmettin ağabey gibi yaşı Kemale ermiş büyüklerimiz ve yazısında geçen görünmeyen kahramanımız bize Dostluğun kıymetini tekrar hatırlattılar. Aşağıda paylaşacağım makaleyi okumanızı tavsiye ederim. 

*

İşte Necmettin Sezen'in sahibi olduğu Songün Gazetesi'nde ki o mükemmel yazısı;

O seni görüyor, sen görmüyorsun...

"Geçtiğimiz günlerde uzun zamandır görüşemediğim bir dostumu ziyaret ettim.

Aslında dost demek de eksik kalır. Kimine göre ağabey, kimine göre danışman, kimine göre dert ortağı... Ben ona yıllardır kendi içimde "Ağır Abi" derim.

Sağ kolumdaki ağrılar nedeniyle bir süredir evden fazla çıkamıyordum. Doktorlar, ilaçlar, iğneler, filmler derken biraz toparlanınca ilk fırsatta uğradım yanına.

Makamında her zamanki sakinliğiyle karşıladı beni. Odanın bir köşesinde devasa bir ekran vardı. Dışarıdaki kameraları izliyordu.

Gülerek:
"Necmettin ağabey, o seni görüyor, sen görmüyorsun" dedi.

Hoşuma gitti bu söz.

Çünkü düşündüm de...

Hayatta bazı insanlar gerçekten böyledir.

Onlar herkesi görür.
Kimin işi bozulmuş,
Kimin evinde hastası var,
Kimin mahkemesi sürüyor,
Kimin çocuğu işsiz,
Kimin borcu var...

Hepsini bilirler.

Ama çoğu zaman onları kimse görmez.

Masasının üzerinde duran bir dergide gözüme bir yazı ilişti. Başlığı "Kardeşçesine" idi. Yazıyı yıllar önce bir kadın yazar kaleme almış. Okudukça yüzümde bir tebessüm oluştu. Çünkü satırlardaki kahraman, tam karşımda oturan kişiden başkası değildi.

Yazıda anlatılan kişi, bir komşusunun malını korumak için gece yarısı hırsızın peşine düşen, sonra da yıllarca dostluk kuran bir insandı.

Ben gülümsedim.

Çünkü yıllar geçse de bazı insanlar değişmiyor.

Makamları büyüse de değişmiyorlar.
Yaşları ilerlese de değişmiyorlar.
İnsanların derdine koşmaktan vazgeçmiyorlar.

Bugün İstanbul gibi milyonların yaşadığı bir şehirde insanlar aynı apartmanda oturan komşularının adını bilmezken, hâlâ başkasının derdini kendi derdi gibi gören insanlar varsa umut da vardır.

Belki de mesele tam budur.

Bu dünyanın hâlâ dönüyor olmasının sebebi büyük siyasetçiler, büyük şirketler ya da büyük servetler değildir.

İsimsiz kahramanlardır.

Kapısını çalanı geri çevirmeyenlerdir.

Karşılık beklemeden el uzatanlardır.

Nazım Hikmet'in yıllar önce söylediği gibi:

"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
ve bir orman gibi kardeşçesine..."

Ne mutlu böyle insanların sayısını artırabilenlere...

Ve ne mutlu, yıllar sonra bir dergi sayfasında dostunun insanlığını okuyup gülümseyebilenlere...

Bir el uzanır karanlıkta, ses etmeden yetişir,

Bir dert düşer kapısına, yükünü sessiz taşır.

Ne makam ister ne alkış, ne şöhret ne de ün, İyi insanlar tükenmez, dünya onlarınla döner bir gün.

"Makamından ayrılırken gözüm yine dev ekrana takıldı. Dışarıdaki insanlar gelip geçiyordu. O gün anladım ki, bazı insanlar sadece kameralarla değil, gönülleriyle de bakıyorlar hayata. Evet, o seni görüyor; sen ise çoğu zaman onu göremiyorsun..."

"İstanbul hâlâ ayaktaysa, bunu biraz da tabelasız makamlarında insan derdi dinleyen, kapısını kilitlemeyen, adı bilinmese de gönlü bilinen ağabeylere borçludur."

"Bu yazıyı okuyan bazı dostlarım kimi anlattığımı anlayacaktır. Ama ben adını yazmayacağım. Çünkü bazı insanlar isimleriyle değil, bıraktıkları izlerle yaşarlar."

Bu vesile ile Necmettin Sezen abimize acil şifalar diliyorum.

En kalbi sevgilerimle...

YORUM EKLE

banner17