Savaş denilince aklımıza ilk gelenler; toplar, tüfekler ve herkesin televizyonlarda ve internette sürekli olarak gördüğü klasik savaş sahneleridir. Ancak, son zamanlarda duymaya başladığımız bir savaş çeşidi daha vardır. Bu tür bir savaş; ne top ne de tüfekle meydana gelen bir savaş türü değildir. Bu savaş; tamamen ülkelerin ekonomi politikaları ile alakalı olup, bu nedenle de ” Ticaret Savaşları” adı altında anılmaktadır.

Peki nedir bu “Ticaret Savaşları (Trade War)” ?

Bu savaşta kullanılan silahlar her yerdedir. Mesela; yediğimiz yemekler, kullandığımız cep telefonları yani harcama yaptığımız tüm ithal ürünler bu savaşın silahlarıdır. Ticaret savaşı, korumacı ekonomi politikalarının en potansiyel sonuçlarından biridir. Daha basit bir anlatımla, her hangi bir ürünün ülkesine girişine gümrük vergisi ve kota ile bariyerler koyan ülkeye söz konusu ürünün ihracatçısı ülkelerin de ilk ülkenin önemli ihraç ürünlerine benzeri misillemede bulunması anlamına gelmektedir.

Ticaret savaşının başlamasına pek çok etken sebebiyet verebilir. Ancak, günümüzdeki en büyük etken ise; bir devletin başka bir devlet tarafından yapmasını istemediği bir eylemin yapılması sonucu; ilk devlet tarafından, diğer devlete ticari olarak büyük yaptırımlar uygulanmasıdır. Günümüzde de Ülkemiz ve Amerika Birleşik Devletleri arasından yaşanan olaylarda tam olarak da budur.

Amerika Birleşik Devletleri ve Ülkemiz arasında yaşanan ve son günlerde sürekli gündemde olan olayı da kısaca incelemek gerekmektedir;

Pastör Brunson, “ 2010-2013 yılları arasında Kürt orijinli vatandaşlara yönelik ayinler düzenlediği”,” Suriye”den gelen sığınmacılara yardım sağlama görüntüsü altında misyonerlik faaliyetleri yürüttüğü”,” FETÖ Terör Örgütüne üyeliğinin olması”,”Devletin gizli kalması gereken bilgilerin siyasi ve askeri casusluk amacıyla temin etme”, TBMM’yi ortadan kadırmaya teşebbüs etme”, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” ve “ Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlarından tutuklanması talep edilmiş ve İzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ev hapsi altına alınmasına ve bu süreç boyunca elektronik kelepçe takılmasına hükmedilmiştir.

Pastör Brunson’nun tutuklanması sonrası ABD’nin Ülkemize karşı başlatmış olduğu ticari savaş neticesinde de Dolar 6,68 seviyelerine kadar gelerek tarihi rekorlara imza atmıştır.

Brunson krizi sonucu, bir Avukat olarak benim de tam olarak katıldığım İstanbul Barosu Başkanlığı’nın yapmış olduğu yazılı açıklama şu şekildedir:

Emperyalist Küstahlık Karşısında Türk Yargısının Sınavı

Bugün ABD Başkanı Trump ve Başkan Yardımcısı Pence; ABD’li Rahip Brunson’un serbest bırakılmaması halinde Türkiye için ekonomik yaptırım uygulanacağı yönünde açıklamalar yapmışlardır.

Bu açıklamalar karşısında Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak takınılacak tavır, ülkemizin ve o arada da Türk Yargısının ulusal ve uluslararası ölçekteki saygınlığını ciddi biçimde etkileyecek önemli bir kilometre taşı olacaktır.

Yargı kararlarının yaptırım uygulaması tehdidi içeren bir emperyalist küstahlık karşısında değiştirilmesi, asla olası olamamalıdır. Bir hafta önce tutukluluğun devamı yönünde verilen karara rağmen, bir hafta sonra tedbirin şekil değiştirerek uygulanması yönündeki ihtiyacın hangi nedenlerden kaynaklandığı hususu tartışmalı olsa da, bu kez biçim değiştiren talep, yargıyı yönlendirememelidir.

İstanbul Barosu olarak ortaya koymaya çalıştığımız tutum, Rahip Brunson’un yargılandığı davanın içeriğinden de, yargılama aşamasında uygulanan ve değiştirilen tedbirlerden de bağımsızdır. Bu noktada önemli olan husus, emperyalist bir gücün baskısına boyun eğilip eğilmeyeceğidir. Gösterilecek direnç, yargının geleceğinin şekillendirilmesi bakımından yaşamsal bir öneme sahip olacaktır.

Bu baskıyı yaratan ABD’nin, FETÖ elebaşısını teslim etmekten kaçınırken, gerekçe olarak ileri sürdüğü “yargının bağımsızlığı” iddiası halen geçerli iken, teslimiyetçi bir tavır takınılması, içinde bulunduğumuz yargı sorunlarını büsbütün derinleştiren bir sonuç ifade edecektir.

Yargı, toplumun ona duyduğu inançtan beslenen en önemli güvencedir. Toplumsal temelde bu güvenin çökmesi halinde, onu yeniden tesis edebilmenin çok güç olacağı anlaşılmış olmalıdır. Yargı bileşenlerinin toplumdaki bu bilinci pekiştirmeleri, bağımsız ve güvence taşıyan tavırlar ve kararlar almasıyla mümkün olacaktır. Onurlu yaşamak için buna mecburuz.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

Hükümetimizin bu olay üzerindeki tutumu bir hukuk devletine yakışır şekilde devam etmekte ve Yargı’nın dış güçlerden bağımsız bir şekilde işlemesine yardımcı olmaktadır.

Ancak, sadece Brunson’un ülkemizde yargılanması ekonominin bu hale gelmesine ve doların tarihi rekorlar kırmasına sebebiyet verecek bu denli büyük bir etken değildir. Her ne kadar şu an için gündemde ABD’nin Ülkemize karşı yapmış olduğu yaptırımlar konuşulsa da, yaşanan bu Ekonomik Krizin en büyük nedeni; ABD ve Çin’nin aralarında geçen ticari savaştır.

Bilindiği üzere; 2013 yılında ‘Bir Kuşak, Bir Yol’ adıyla Çin lideri Şi Jinping tarafından sunulan modern İpek Yolu projesi, Çin’in kara ve denizden Batı’ya ekonomik atılım hamlesi olarak şekillendi. Tarihi İpek Yolu güzergahında bulunan bütün ülkeleri bu projede yer alamaya davet eden Çin, Asya, Afrika ve Avrupa’yı kapsayan büyük yatırımlar hedefliyor. Pekin, proje kapsamında şuana dek 300 milyar dolardan fazla yatırım anlaşmasının yapıldığını açıkladı. Önümüzdeki dönem için de tahmini yıllık yatırım 125 milyar dolar civarında olacağı ifadele edilmiştir.

Çin, bu proje için 2014 yılında İpek Yolu Ekonomik Kuşağı Fonu’nu kurdu ve bu fona 40 milyar dolar kaynak ayırdı. Projeye destek için de Kasım 2014’te 100 milyar dolar yatırımla Asya Altyapı Yatırım Bankası’nı kurdu. Türkiye de bu bankada kurucu üye olarak yer aldı.

Söz konusu proje sonucu; ekonomik büyümesi durdurulamayacak şekilde devam eden ve gelecekte dünyada en büyük ekonomik güce sahip olacak Çin’nin , Rusya’nın ve Ülkemizin siyasi ilişkileri büyük ölçüde ilerleme katetmiştir ve bu üç ülkenin ortak kripto para birimine geçeceği dedikoduları da gerçeklik kazanmaya başlamıştır.

Bu nedenlerle; Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’nin şu an elinde bulundurduğu “ekonomik gücü”, Çin’in son zamanlarda hızlandırdığı ve hızla büyümesine katkısı olan projeleri sonucu kaybetme korkusu ve ABD Hükümeti’nin Çin’e ve bu projede büyük rol sahibi, ülkemizin de içerisinde bulunduğu diğer ülkelere karşı ticari savaş başlatması; Ülkemizde görülen ” Ekonomik Krizin” en büyük nedenidir.

Av. Uğur Atakan Koçak

akocak@afavukatlik.com - atakankocak@gmail.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner17