Darbecilerin kurduğu panayır, Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye 20 yıl ceza verdi. Keşke Muhammed Mursi göreve geldiğinde Türkiye’nin ikazlarını dikkate alsaydı ve iktidarlaşma sürecini zamana yayarak daha dengeli ve ayakları yere basan bir zemin üzerine inşa edebilseydi. Şuan keşkeler üzerine bir senaryo yazacak değiliz elbette. Önümüze bakmak, geleceği planlamak ve bunu yaparken de geçmişi her daim hatırlamak durumundayız.

Arap Baharı süreci kanımca sadece bölgesel çapta değil, küresel ölçekte bir değişimi de beraberinde getirdi. Şüreç zaten şu an tamamlanmış değil. Sözüm ona bölgenin demokratikleşmesi olarak başlatılan bu hareket, batılı güçlerin terör diye lanse ettiği grupların öncülüğünde güçlenerek yol almaya devam ediyor. Onlarında bu süreçte yaptığı temel hata şu idi. Yıllar yılı müttefik oldukları veya en azından varlıklarına ses çıkarmadıkları güçleri ortadan kaldırmaları durumunda yerlerine gelecek olan yeni oluşumun demokratik bir hareket olacağına zannına ve saflığına düştüler. 1. Dünya savaşı sonrası kurulan Weimar Cumhuriyeti Almanya’sını hatırlayalım. Kayzer’den arındırılmış ve kendisine Almanya’nın Sevr’i diyebileceğimiz ve hatta Sevr’den çok daha ağır hükümler ihtiva eden Versay Anlaşmasını imzalamak zorunda bırakılmış bir ülke. İnsanların açlıktan ve sefaletten perişan olduğu, hiper enflasyonun alıp başını gittiği (öyle ki bir ekmek arası köfte alabilmek için valizle para taşımanız gerekmektedir), altyapısının tamamiyle çöktüğü, ve belki de her şeyden önemlisi insanlarının onurlarının yerle yeksan edildiği bir Almanya. İnsanlar demokrasi’den öyle bir tiksinir hale geliyor ki, aradan daha 10 yıl bile geçmeden ellerindeki tek alternatifin ya komünizm ya da hitler olduğu gerçeğiyle yüz yüze kalıyorlar. Sonrasında yaşananlar zaten hepimizin malumu. Dünya’nın o güne dek yaşadığı en büyük kitlesel yıkım, nükleer silahların kullanımı, değişen dünya düzeni, çift kutuplu bir yapı, küreselleşme vs. Eğer Alman halkına gerçekten onların onurlarını incitmeyecek ve insanca yaşama hakkı tanıyan bir anlaşma imzalatılmış olsa idi, süreç muhakkak ki çok daha farklı bir şekilde seyredebilirdi.

İşte buradaki senaryoyu alıp olduğu gibi Ortadoğu’ya yorumlayalım. Abd, Irak’a sözüm ona ülkeyi Saddam’dan kurtarmak ve demokratikleştirmek için geldiğini iddia etti. Saddam devrildikten sonra devletin bütün organlarından arındırılan sunni kanada karşı Nuri el-Maliki önderliğinde adeta kitlesel bir katliama girişildi. Işid denen olgunun nasıl zuhur ettiğini merak edenler 2000’li yılların başından beri Irak’ta neler olup bittiğine önce iyi bir baksın  ondan sonra “kafa kesen psikopatlar” edebiyatına girsinler.

Mısır’a baktığımızda da olabilecekleri tahmin etmek emin olun hiçte güç değil. Tek mesele zamanını kestirebilmek. Ama ne kadar erteleseler de mutlak sonuçtan kaçamayacaklar. Bununla akalalı sadece şu basit örneği vermekle yetineceğim. Erbakan Hoca’nın iktidarda adam akıllı 1 yıl dahi kalmasına müsaade etmeyenler, onun ayağını kaydıranlar, o kibirli edalarıyla kendi başlattıkları sürecin 1000 yıl süreceğini iddia etmişlerdi. Aradan birkaç sene geçti geçmedi, hepsi tek tek silindi gitti. O bakanlara, başbakanlara, iş adamlarına ve hepsinden önemlisi halka tepeden bakan Firavun zihniyetliler, gün geldi bir cezaevi gardıyanının karşısında iki büklüm hale gelmek zorunda kaldı. O yüzden diyoruz ki:

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır.

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır.

20 yılın hesabını yapanlar, dönüp son 10 yıla bir baksın,

Elbet hesapların üstünde baki bir hesap vardır. 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner27
banner26