Ülkemizin büyük bir bölümü doğal afet riski altında olduğu bilinmektedir. Doğal afetler içerisinde özellikle depremler çok ciddi bir risk teşkil etmektedir. Deprem gerçeği göz ardı edilerek özellikle yapılan binalar bu durumu daha tehlikeli hale getirmektedir. 
Türkiye’de söz konusu afet risklerine ilişkin çeşitli dönemlerde farklı düzenlemeler bulunmaktadır. Ancak, bu düzenlemeler çoğunlukla afet sonrası yapılan iyileştirme sürecini hedef almaktadır. Fakat yapılması gereken afet öncesi tedbir almak ve önleyici politikaların uygulanmasını amaçlanması gerekir. Buna yönelik 2012 yılında yürürlüğe giren 6306 sayılı “Kentsel Dönüşüm Yasası”nın amacı, afet riski altındaki alanlarda sağlıklı ve güvenli yaşama çevreleri oluşturmak üzere gerekli usul ve esasları düzenlemektir. Bu yasaya farklı eleştiriler yönelmektedir. Bunlardan biri merkezi yönetime geniş yetkiler tanınması diğeri de mülkiyet hakkının ihlal edildiği şeklinde farklı görüş açıları bulunmaktadır.
Ülkemizde, 1999 yılında meydana gelen Marmara depremi sırasında binlerce kişinin depreme uygun olmayan güvensiz yapılar nedeniyle hayatını kaybettiği belirlenmiştir. Doğal afetler içerisinde yer alan depremler nedeniyle büyük yıkımlar, can ve mal kayıpları, yapıların bu riski göz önüne alınmadan ve gerekli tedbirler alınmamasından kaynaklanmaktadır. Başka bir ifadeyle meydana gelen yıkımlar kader ile ilgisi olmayıp, riske uygun bir yapılaşma ile sağlıklı bir şekilde oluşturulması ile önlem alınabilir. Türkiye’de deprem riskinin yüksekliğine karşın alınan tedbirler yetersiz kalmaktadır. Ülkemizin farklı bölümlerinde ( Marmara, Van, Bingöl ) meydana gelen depremler sonucu ortaya çıkan ağır yıkımlar bu gerçeği gözler önüne sermektedir.
Özellikle Marmara depremi sonrasında ülkemizde çeşitli afet riskini önleme başlığı altında yasal düzenleme çıkarılarak depremin neden olduğu zararların en aza indirilmesi ve mevzuatta yer alan eksiklikler giderilmeye çalışılmıştır özellikle afet ( doğal olaylar, sel, depremler, iklim değişiklikleri… vb ) öncesi risk çalışmalarına yoğunlaşılmıştır.  
AFET RİSKİ ALTINDAKİ ALANLARIN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ HAKKINDA KANUN
6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Mayıs 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2012’de 6306 sayılı Kanunla uygulamaya konulan kentsel dönüşüm politikalarının mimarı olan eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar da kentsel dönüşümü, “zamanla niteliğini kaybeden, fiziksel ve çevresel yönlerden bozulmuş ve köhneleşmiş, sosyal ve ekonomik açıdan dışlanmışlıkla karşı karşıya olan kentsel alanların belli sosyal ve ekonomik programlarla yenilenerek/ dönüştürülerek kente kazandırılması” olarak tanımlamıştır .
. Kentlerdeki sağlıksız ve düzensiz yapılaşma, insanlar için hayati tehlike yaratmakta, örneğin olası depremlerde ölüm sayısı yüz binlerle ifade edilmektedir’’  Nitekim 6306 sayılı Kanunun gerekçe metninde; “Ülkemizde başta deprem olmak üzere afet riskinin yüksek olmasına karşın yapı stokumuzun büyük bir kısmının güvensiz ve imar mevzuatına aykırı olması, kaçak yapılaşmanın çok fazla olması nedenleriyle afetler oluşmadan önce gerekli tedbirlerin alınmasına yönelik bir mevzuata acil olarak ihtiyaç duyulmaktadır.” ifadelerine yer verilmiştir.
“Kentsel Dönüşüm Kanunu” olarak bilinen 6306 sayılı Kanun, afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde sağlıklı ve güvenli yaşama çevreleri oluşturmak için iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları düzenlemektedir (md. 1). 6306 sayılı Kanun’un amacı da tüm ülkedeki riskli yapıları tek tek tespit ederek, kamu yararı için daha iyi bir olasılık yoksa aynı alanda risksiz olarak yeniden yaptırmaktır.  Kanunun ardından 04 Ağustos 2012 tarihinde yayımlanan Uygulama Yönetmeliği’nin tamamı, 15 Aralık 2012 tarihinde yayımlanan yeni Uygulama Yönetmeliği ile değiştirilmiştir. 

6306 Sayılı Kanun ve Getirdiği Değişiklikler 
6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun 3. maddesinin 7. bendinde; bu Kanunun uygulanması için belirlenen alanların sınırları içinde olup riskli yapılar dışında kalan diğer yapılardan (yani risk taşımayan afete dayanıklı yapılardan) uygulama bütünlüğü bakımından Bakanlıkça gerekli görülenlerin de bu Kanun hükümlerine tabi olacağı düzenlemesi vardı. Ancak bu düzenleme Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Daha sonra bu düzenleme değer belirleme açısından farklı bir düzenleme yapılarak “Bu Kanunun uygulanması için belirlenen alanların sınırları içinde olup 27 riskli yapılar dışında kalan diğer yapılardan uygulama bütünlüğü bakımından Bakanlıkça gerekli görülenler, değerleme çalışmalarında yapının riskli olmadığı gözetilmek kaydıyla bu Kanun hükümlerine tabi olur” şeklinde yeniden getirilmiştir. ‘’ Bir alanın riskli alan olarak tespit edilmesi için alanın büyüklüğünün asgari 1.000metrekare olması gerekir. Ancak, Bakanlıkça uygulama bütünlüğü bakımından gerekli görülmesi halinde, parsel veya parsellerin büyüklüğüne bakılmaksızın ve 15.000 metrekare şartı aranmaksızın riskli alan tespiti yapılabilir’’ . 
6306 sayılı Kanunda 2016 yılında yapılan değişiklikle Ek Madde 1 kapsamında “Riskli alan sınırı uygulama bütünlüğü gözetilerek belirlenir” ibaresi de getirilerek, riskli alan kapsamına uygulama bütünlüğü açısından sağlam yapıların bulunduğu arsaların da dahil edilmesi sağlanmıştır. Oysa ki, riskli alanın tespiti zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşmaya bağlı olarak yapılmaktadır . Üzerindeki yapı risk teşkil etmiyorsa bu yapının yıkılmaması gerekir. Anayasa Mahkemesinin 27.02.2014 tarih, 2012/87 E., 2014/41 K.sayılı kararında da, Kanun’un 3. Maddesinin 7. Fıkrasında yer alan ‘’ Bu Kanunun uygulanması için belirlenen alanların sınırları içinde olup riskli yapılar dışında kalan diğer yapılardan uygulama bütünlüğü bakımından Bakanlıkça gerekli görülenler de bu Kanun hükümlerine tabi olur hükmünü, uygulama bütünlüğü adına riskli olmayan yapıların riskli yapı hükümlerine tabi tutulması, kamu yararı ve maliklerin hakları arasındaki dengenin bozulması yani ölçülülük ilkesinin ihlali nedeniyle iptal ermiştir .
Öte yandan sağlam yapıları riskli alanda yapılacak projenin içine yani uygulama alanı içine almak için kamulaştırma yolunun da kullanılabileceğini hatırlatmamız gerekir. Ayrıca kanuna göre “uygulama bütünlüğü” adı altında riskli yapılar dışında kalan yapılardan Bakanlıkça gerekli görülenler de bu kanun hükümlerine tabi olacaktır (md.3). 3.mad 2.fıkrası: Riskli yapılar, tapu kütüğünün beyanlar hanesinde belirtilmek üzere, tespit tarihinden itibaren en geç on iş günü içinde Bakanlık veya İdare tarafından ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir. Tapu kütüğüne işlenen belirtmeler hakkında, ilgili tapu müdürlüğünce ayni ve şahsi hak sahiplerine bilgi verilir.
6306 sayılı Kanunun uygulanmasında bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığını; idare ise belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeleri, bu sınırlar dışında il özel idarelerini, büyükşehirlerde büyükşehir belediyelerini ve Bakanlık tarafından yetkilendirilmesi halinde büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyelerini refere etmektedir (md.2). Riskli alan ve rezerv yapı alanı ile riskli yapıların bulunduğu taşınmazlara ilişkin her tür ve ölçekteki planı yapma, yaptırma ve onaylama yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verilmiştir (md.6) .
Riskli yapıların tespiti; malikler tarafından, masrafları kendilerine ait olmak üzere, Bakanlıkça lisanslandırılan kurum ve kuruluşlar tarafından yaptırılmaktadır . Bakanlık, riskli yapıların tespitini süre vererek maliklerden, kanuni temsilcilerinden veya idareden de isteyebilir. Riskli yapı tespitlerine karşı maliklerin 15 gün içinde itiraz etme hakkı bulunmaktadır. Bu itirazlar; dördü ilgili meslek disiplini öğretim üyesi, üçü ise Bakanlık temsilcisi olmak üzere yedi kişiden oluşan teknik heyetler tarafından incelenerek karara bağlanmaktadır (md.3). Riskli yapı tespitine itirazları inceleyecek olan teknik heyet, üniversitelerden bildirilen dört üye ilen en az ikisi inşaat mühendisi olmak üzere, Bakanlık teşkilatında görev yapan üç üyenin iştiraki ile teşkil edilir. Riskli yapı tespitinin, itiraz üzerine değişmesi halinde, durum aynı usullerle ilgili tapı müdürlüğüne bildirilir .
Riskli yapı tespitine ilişkin raporların bir örneği, tespit tarihinden itibaren en geç 2 gün içinde Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne gönderilir ve ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir. Böylece yapının kiralanması veya satılmasında riskli olduğunun bilinmesi sağlanmaktadır.
 6306 sayılı Kanun çerçevesinde riskli olduğu tespit edilen alanlardaki yapıların yıktırılması gereği ortaya çıkmaktadır. Yapıların yıktırılmasında malikler ile idarenin anlaşması teşvik edilmektedir. Anlaşma sağlanan hak sahiplerine geçici konut, işyeri tahsisi ve kira yardımı yapılabileceği belirtilmiştir . Riskli yapıların yıktırılması için maliklere verilen 60 günlük süre içinde yapının yıktırılmaması halinde yapının idari makamlarca yıktırılacağı belirtilip ek bir süre daha verilmektedir. Bu süre içinde yapı yine yıktırılmamış ise mahalli idarelerin iştiraki ile mülki amirler tarafından yıktırılmaktadır (md.5)
Üzerindeki bina yıkılarak arsa haline gelen taşınmazlarda yapılacak uygulamalarda 2/3 çoğunluğun kararı esas alınmaktadır. Bu çoğunluğa katılmayanların payları, anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık arttırma usulü ile satılmaktadır. Bu şekilde satılamayan paylar, tapuda Hazine adına resen tescil edilmekte ve Bakanlıkça uygun görülenler TOKİ’ye veya İdareye devredilmektedir. 2/3 çoğunluk ile anlaşma sağlanamadığı durumda ise; Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından acele kamulaştırma yoluna gidilebilecektir (md.6) .
6306 sayılı Kanun uyarınca tesis edilen idari işlemlere karşı otuz gün içinde İdari Yargılama Usulü Kanunu’nca dava açılabilecek; ancak bu davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemeyecektir (md.6). İdarenin denetim yollarından olan yargısal denetimin açıkça devre dışı bırakıldığını gösteren bu madde, Anayasa Mahkemesi tarafından 2012/87 Esas Sayılı ve 2014/41 Karar Sayılı Karar ile 27 Şubat 2014 tarihinde iptal edilmiştir.
6306 sayılı Kanunun “Uygulanmayacak Mevzuat” başlıklı 9. maddesinde, kanunun uygulanmasını engelleyici ve bu kanuna aykırı olan hükümleri uygulanmayacak olan diğer kanunlar sayılmaktadır. Bunlar arasında; Orman Kanunu, Kıyı Kanunu, Mera Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gibi kanunlar yer almaktadır.
Son olarak, 6306 sayılı Kanuna ilişkin iş ve işlemleri engelleyenler hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacağı, 8. maddede öngörülmüştür. Bu kişi bir kamu görevlisi ise, tabi olduğu ceza ve disiplin hükümleri uygulanacaktır.
6306 sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin belli başlı maddeler bu şekildedir. Geçmiş depremler düşünüldüğünde gelecekteki potansiyel depremler sebebiyle riskli alanların ve yapıların acilen dönüştürülmesi hususunda bir tereddüt yoktur. Çünkü aksi durumda ortaya çıkacak can ve mal kaybından idare sorumlu olacaktır . Bu kapsamda 6306 sayılı Kanun, doğal afet risklerinin azaltılması çerçevesinde bütüncül mevzuat eksikliğinin giderilmesine yönelik atılan önemli bir adımdır.
Ancak bu durum, kanunun eleştirilmesine engel olmamıştır. Kanunun geneli itibariyle uygulamada belli başlı sorunlara yol açacağı düşünülmektedir. Bu doğrultuda afet riski açısından sorunlu alanların dönüştürülmesi uygulamalarının olumlu yönlerini gölgede bırakacak bazı eleştiriler gündeme gelmektedir .
SONUÇ
Ülkemizde kentsel dönüşüm özellikle 1950’li yıllarda başlayan sanayileşmeyle köyden kente göç süreçleriyle birlikte ortaya çıkan konut stokunun niteliksiz, sağlıksız ve sosyal gelişme ölçüsüne paralel olarak düzenlenmemesi nedeniyle bir gereksinim, ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda imar mevzuatına aykırı yapılan işlemler de kentsel dönüşüm kapsamında bulundurulmalı. Kentsel dönüşüm projelerinin amacı, yaşanılabilir planlı kentlerin yaratılması genel hedeftir . Yapılaşmış bir yerleşim yerinin imar sorunları çözülmek suretiyle, o yerin düzenli, sağlıklı ve estetik bir kimliğe kavuşturulmasına yönelik idari uygulamalara da kentsel dönüşüm uygulaması içeriğini oluşturur . Tabi ki kentsel dönüşüm sürecini sadece köyden kente göç nedenleriyle ilişkilendirip bu doğrultu da önlemler almak başlı başına yeterli olmayacaktır. Kentsel dönüşüm kavramının muhtevası çok geniş olarak değerlendirilmeli; göçler , ülkenin iklim yapısı, coğrafi şartları, sosyal ekonomik boyutları birlikte değerlendirilip kentsel dönüşüm sürecinin uygulanması gerekir. 
Afet riski, soylulaştırma ve dar gelirli grupların yerinden edilmesi için bir bahane olmamalı ve rant amaçlı projeler için bir araç olarak kullanılmamalıdır. Toplumun dar gelirli kesimlerinin yaşadıkları mahallelerin yıkılması için afet riski bir meşruluk yaratmamalıdır. Aksi takdirde kanunun bizzat kendisinin toplumsal afetler yaratması kaçınılmaz olacaktır.

atakankocak@gmail.com -  akocak@afavukatlik.com 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner17